Yabancı Uyruklu Öğretim Üyesi İstihdamında 2026 Değişikliği
Yabancı uyruklu bir akademisyenin Türkiye’deki yükseköğretim kurumunda çalıştırılması, Türk vatandaşı bir adayın ilan edilmiş öğretim üyesi kadrosuna atanmasıyla aynı usule dayanmaz.
Yabancı uyruklu bir akademisyenin Türkiye’deki yükseköğretim kurumunda çalıştırılması, Türk vatandaşı bir adayın ilan edilmiş öğretim üyesi kadrosuna atanmasıyla aynı usule dayanmaz. Akademik yeterliğin ve kullanılacak unvanın belirlenmesi, üniversite kurullarının kararları, Yükseköğretim Kurulunun ön izni, çalışma izni, sözleşmenin vizesi ve göreve başlama birbirini izleyen fakat hukuki işlevleri farklı işlemlerdir.
6 Mart 2026 tarihinde Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliğinde yapılan değişiklik, yabancı ülke vatandaşlarının doktor öğretim üyesi, doçent ve profesör düzeyinde sözleşmeli çalıştırılmasına ilişkin üç özel fıkrayı yürürlükten kaldırdı. Bu değişiklik yabancı akademisyen istihdamını sona erdirmedi. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 34. maddesi yürürlüktedir ve sürecin temel dayanağı olmaya devam etmektedir.
6 Mart 2026’da kaldırılan hükümler
6 Mart 2026 tarihli ve 33188 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikle Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliğinin 6. maddesinin beşinci, 11. maddesinin beşinci ve 15. maddesinin dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırıldı. Bu hükümler sırasıyla doktor öğretim üyesi, doçent ve profesör bölümlerinde yabancı ülke vatandaşı öğretim elemanlarının 2547 sayılı Kanun’un 34. maddesi uyarınca sözleşmeli çalıştırılmasını düzenliyordu.
Kaldırılan düzenlemeler, ilgili akademik düzey için gereken şartların sağlanması kaydıyla, sözleşmeli çalıştırmada Yönetmelikteki ilan şartı dışındaki usul ve esasların uygulanacağını belirtiyordu. Değişiklik 6 Mart 2026’da yürürlüğe girdi ve özel bir geçiş hükmü içermedi.
Üç fıkranın yürürlükten kaldırılması, yabancı öğretim üyesi çalıştırma imkânını sona erdirmediği gibi bütün sözleşmeli yabancı akademisyenler için klasik kadro ilanı zorunluluğu da doğurmaz. Değişiklikten sonra eski 6/5, 11/5 ve 15/4 hükümleri dayanak gösterilemez. İzlenecek usul; Kanun’un 34. maddesi, Yönetmeliğin yürürlükte kalan hükümleri ve YÖK’ün güncel usul ve esasları birlikte okunarak belirlenmelidir.
2547 sayılı Kanun’un 34. maddesindeki işlem zinciri
Kanun’a göre sözleşmeyle görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanı hakkında önce ilgili fakülte, enstitü veya yüksekokul yönetim kurulunun önerisi alınır. Ardından üniversite yönetim kurulu uygun görüş verir ve rektör atama işlemini tesis eder. Bu kişiler öğretim görevleri yönünden Kanun’da aylıklı öğretim elemanları için konulan hükümlere tabidir.
Akademik kurul süreci tek başına fiilen çalışmaya başlama yetkisi vermez. YÖK’ün ön izninden sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından çalışma izni alınması, ardından üniversiteyle sözleşme yapılması gerekir. Ön izin, çalışma izni ve sözleşme birbirinin yerine geçen belgeler değildir.
Uygulamada “atama” kelimesi farklı yazılarda farklı anlamlarda kullanılabilmektedir. Rektörlük atama onayı, Bakanlığın çalışma izni, YÖK’ün sözleşme vizesi ve üniversiteyle imzalanan sözleşmenin tarihleri aynı olmayabilir. Göreve başlama, ücret, sosyal güvenlik ve ders görevlendirmesi bu tarihlerin tümüyle uyumlu kurulmalıdır.
Çalışma izninin bulunması, akademik yeterlik ve YÖK ön izni eksikliğini gidermez. Aynı şekilde üniversite yönetim kurulunun olumlu kararı da çalışma izni alınmadan yabancı akademisyenin fiilen göreve başlatılmasına yeterli değildir. Dosyanın hangi aşamada beklediği veya olumsuz sonuçlandığı açıkça belirlenmelidir.
Yüzde 2 sınırı ve YÖK’ün dağılım yetkisi
2547 sayılı Kanun’un 34. maddesinin üçüncü fıkrası, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında 7551 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle yeniden düzenlendi. 1 Temmuz 2025 tarihinde yayımlanan hükme göre, 2547 sayılı Kanun’un 34. maddesi ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun 16. maddesi kapsamında sözleşmeyle çalıştırılacak yabancı uyruklu öğretim elemanı sayısı, dolu öğretim elemanı kadrosu sayısının yüzde 2’sini geçemez.
Kanun aynı zamanda yabancı uyruklu öğretim elemanlarının yükseköğretim kurumları itibarıyla dağılımı, isimleri, ücretleri, sözleşme örneklerinin vizesi, sözleşme süresinin uzatılması ve sona erdirilmesi konularını YÖK’e bırakmıştır. Bu sebeple bir üniversitenin kendi personel hesabında yüzde 2’nin altında kalması, teklif edilen her kişi yönünden otomatik izin sonucu doğurmaz. YÖK’ün dağılım ve vize yetkisi ayrıca uygulanır.
Hesap yapılırken dolu öğretim elemanı kadrolarının güncel sayısı, hâlen çalışan yabancı uyruklu öğretim elemanları, aynı dönemde uzatılması istenen sözleşmeler ve yeni teklifler birlikte görülmelidir. Önceki yıla ait personel sayısı üzerinden yapılan değerlendirme yeni sözleşme döneminde yanlış sonuca yol açabilir. Yüzde 2 sınırı yalnız ilk istihdamda değil, uzatma dosyasında da güncel verilerle kontrol edilmelidir.
Akademik yeterlik ve unvan incelemesi devam ediyor
Üç özel fıkranın kaldırılması, adayın akademik yeterliğinin artık incelenmeyeceği anlamına gelmez. Üniversite, kişinin hangi akademik görev için çalıştırılacağını, doktora derecesini, bilim alanını, yayınlarını ve vereceği derslerle uzmanlığı arasındaki bağlantıyı belirlemek zorundadır.
Yabancı ülkede kullanılan akademik iş unvanı, Türk yükseköğretim sistemindeki doktor öğretim üyesi, doçent veya profesör unvanıyla her zaman aynı değildir. 2547 sayılı Kanun’un 27 ve 28. maddeleri, yabancı ülkelerde alınan doçentlik ve profesörlük unvanlarının Türkiye’de geçerli sayılmasına ilişkin ayrı hükümler içerir. Kişinin ülkesinde “associate professor” veya “full professor” olarak çalışması, bu unvanın Türkiye’de aynı hukuki sonucu doğurduğunu göstermez.
Diplomanın gerçekliği, dereceyi veren kurumun yetkisi, belgenin tanıma veya denklik yönünden durumu, apostil veya tasdik işlemleri ve tercümesi ayrı ayrı kontrol edilmelidir. Diploma denkliği ile akademik unvanın geçerliliği de aynı inceleme değildir. Sözleşmede kullanılacak görev unvanı, kişinin geçmişte taşıdığı unvan ve üniversitenin ders görevlendirmesi arasında hukuki uyum bulunmalıdır.
Üniversitenin akademik yeterlik değerlendirmesi yapması, ilan edilmemiş ve kişiye göre değişen ölçütler kullanabileceği anlamına gelmez. Birimin ihtiyacı, öğretim dili, ders yükü, yayın alanı ve akademik derece arasındaki bağlantı kurul kararında gösterilmelidir.
İlan meselesi neden tek cümleyle çözülemez?
Yürürlükten kaldırılan fıkralar, eski metinde ilan şartını açıkça dışarıda bırakıyordu. Bu istisnanın metinden çıkmış olması önemli bir değişikliktir. Buna rağmen “istisna kalktı, o hâlde her durumda klasik kadro ilanı zorunludur” sonucu, sözleşmeli istihdamın Kanun’un 34. maddesindeki özel yapısı görülmeden kurulamaz.
Öncelikle yapılmak istenen işlemin açık bir öğretim üyesi kadrosuna atama mı, yoksa 34. madde kapsamında sözleşmeli yabancı uyruklu öğretim elemanı görevlendirmesi mi olduğu belirlenmelidir. YÖK’ün 2026 sonrasındaki güncel usul ve esasları, üniversitenin ilan veya duyuru uygulaması ve aday seçiminin nasıl yapıldığı incelenmelidir. Eski fıkralara dayanılarak ilana gerek bulunmadığını söylemek de, yalnız fıkraların kaldırılmasından hareketle klasik atama usulünün bütün unsurlarını doğrudan uygulamak da eksik olur.
Birden fazla aday arasından seçim yapılıyorsa nesnel ve önceden bilinen ölçütlerin bulunması, eşitlik ve liyakat bakımından ayrıca önem taşır. Doğrudan teklif edilen tek bir aday söz konusu olsa bile birim ihtiyacı ve adayın neden o görev için uygun görüldüğü kurul kararında anlaşılabilmelidir.
İlk görevlendirme, unvan değişikliği ve sözleşme uzatımı
İlk kez sözleşmeli çalıştırılacak bir kişi ile hâlen görev yapan ve sözleşmesi uzatılacak akademisyenin dosyaları aynı değildir. İlk görevlendirmede akademik belgelerin teyidi, ön izin, çalışma izni ve sözleşmenin kurulması baştan yürütülür. Uzatma işleminde ise önceki sözleşmenin sona erme tarihi, çalışma izninin geçerliliği, birimin devam eden ihtiyacı, performans değerlendirmesi, yüzde 2 sınırı ve YÖK vizesi güncellenir.
Önceki sözleşmenin birkaç kez uzatılmış olması, sonraki dönem için koşulsuz kazanılmış hak oluşturmaz. Bununla birlikte üniversite, yenilememe kararını sebep göstermeden veya yetkisiz birim eliyle kuramaz. “Hizmetine ihtiyaç bulunmadığı” belirtiliyorsa ders planı, kadrolu personel durumu ve bölüm kurulunun değerlendirmesi gibi somut veriler dosyada bulunmalıdır.
Kişinin sözleşme döneminde akademik unvanının değişmesi de yeni inceleme gerektirir. Doktor öğretim üyesi düzeyinde görevlendirilen bir akademisyenin daha sonra doçentlik veya profesörlük unvanı talep etmesi, yalnız mevcut sözleşmeye unvan eklenmesi şeklinde yürütülemez. Yabancı unvanın Türkiye’de geçerliliği, görev tanımı, ücret, kurul kararları ve YÖK vizesi yeni duruma göre ele alınır.
6 Mart 2026’dan önce tamamlanmış ve yürürlükte bulunan sözleşme, yönetmelikteki üç fıkranın kaldırılmasıyla kendiliğinden hükümsüz hâle gelmez. Buna karşılık o tarihte henüz tamamlanmamış işlemde, sonraki aşamalar yürürlükteki mevzuata göre kurulmalıdır. Sözleşme uzatımı da yeni bir dönem için yapıldığından güncel hukuki dayanak ve koşullar ayrıca incelenir.
Devlet ve vakıf üniversitelerinde karar yetkisi
Devlet üniversitelerinde 2547 sayılı Kanun’un 34. maddesindeki kurul ve izin zinciri esas alınır. Vakıf yükseköğretim kurumlarında ise bu hükümler yanında vakıf üniversitesinin mütevelli heyeti yetkisi, iç düzenlemeleri ve sözleşmenin hukuki niteliği de önem taşır. Rektörlük veya bölüm tarafından kurulan bir işlemin mütevelli heyeti onayı gerektirip gerektirmediği, yetki devrinin bulunup bulunmadığı somut mevzuat üzerinden belirlenmelidir.
Yabancı akademisyenle imzalanan sözleşmenin özel hukuk hükümleri içermesi, sürecin bütün aşamalarını özel hukuk ilişkisine dönüştürmez. YÖK ön izni, çalışma izni ve üniversite organlarının kararları idari nitelikte olabilir. Buna karşılık ücret, sözleşme süresi ve bazı parasal talepler yönünden görevli yargı kolu farklılaşabilir. Dava açmadan önce hangi işlemin, hangi makam tarafından ve hangi hukuki ilişki içinde kurulduğu tespit edilmelidir.
Olumsuz işlem ve yargısal denetim
İstihdam zincirinde olumsuzluk birçok aşamada doğabilir: Birim yönetim kurulu öneri vermeyebilir, üniversite yönetim kurulu uygun görüş bildirmeyebilir, YÖK ön izin veya sözleşme vizesi vermeyebilir, Bakanlık çalışma iznini reddedebilir ya da üniversite sözleşmeyi yenilemeyebilir. Bunların her biri aynı işlem değildir.
İlgiliye yalnızca “işlemleriniz uygun görülmemiştir” denilmesi hangi aşamanın sonuç doğurduğunu açıklamaz. Kurul tutanakları, rektörlük yazısı, YÖK ön izin veya vize kararı, çalışma izni bildirimi ve sözleşme yenilememe yazısı ayrı ayrı temin edilmelidir. Hazırlık görüşü ile kesin ve yürütülmesi zorunlu nihai karar birbirinden ayrılmalıdır.
Yargısal denetim, üniversite veya YÖK yerine aday seçimi yapmak değildir. Mahkeme; yetkili organın karar verip vermediğini, yüzde 2 hesabını, akademik gerekçeyi, izin zincirini, eşitlik ve ölçülülüğü denetler. İptal kararı verilmesi de her durumda sözleşmenin kendiliğinden kurulması anlamına gelmez. İptal sebebine göre yetkili makamın yeniden değerlendirme yapması, izin sürecinin tamamlanması veya parasal hakların belirli dönem yönünden incelenmesi gerekebilir.
Yabancı uyruklu öğretim üyesi istihdamına ilişkin dosyanın YÖK işlemleri ve yükseköğretim hukuku alanında çalışan bir avukat tarafından incelenmesinde yalnız çalışma izni belgesine bakılması yeterli değildir. Akademik unvanın geçerliliği, birim ve üniversite yönetim kurulu kararları, YÖK ön izni ve vizesi, yüzde 2 hesabı, sözleşme ile tebliğ tarihleri aynı dosyada karşılaştırılmalıdır. Bu alandaki hukuki çalışma, idari izinlerle sözleşme hükümlerinin hangi noktada kesiştiğini ve uyuşmazlığın doğru yargı yolunu belirlemeyi gerektirir.
2026 değişikliğinin hukuki anlamı yabancı akademisyen istihdamının kaldırılması değil, üç özel yönetmelik fıkrasının artık dayanak gösterilememesidir. Yeni dönemde sağlam bir işlem; 2547 sayılı Kanun’un 34. maddesine, güncel YÖK esaslarına, akademik yeterlik incelemesine, çalışma iznine ve yetkili organların gerekçeli kararlarına birlikte dayanmalıdır.
Av. Arb. Şuayp LEVENT
Yükseköğretim Hukuku
www.levent.av.tr